5 Nisan 2016 Salı

Kedi Fobisi ile Kadın Korkusu İlişkisi









Kedilerin, kadınsı bir varlık olarak görülmesi aynı zamanda anatomik bir takım özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Örnek vermek gerekirse, bir kedinin partnerine kur yaptığı esnadaki tavırları ve bir kedinin yürürken ortaya çıkan kalça hareketleri ve bir takım fiziki özellikleri kadınların bazı davranış ve fiziksel hareketlerini andırır. Bu yüzden kedi yürüyüşünden yola çıkılarak moda'da podyuma çıkan mankenlerin ünlü "catwalk" yani "kedi yürüyüşü" bu anatomik özdeşleşmeden gelmektedir. Sigmund Freud'ta rüyalardaki sembollere çeşitli manalar yüklerken kedinin kadını, köpeğin ise erkeği sembolize ettiğini ifade eder. Kedi, antik Mısır'da Bast veya Bastet adıyla bilinen ve tarihçi Herodot'un yazılı kaynaklarında yer bularak tanınan Ana Kedi Tanrıça'sıdır.

Antik Mısır'da öbür dünyanın yer yüzündeki sembolü olarak görülen kediler, aynı zamanda çekinilen varlıklarıyla bir yandan çok büyük saygı görürlerdi. Mısır Firavunları kendi kedileriyle birlikte gömülmek isterler hatta kediler firavunların yanından mumyalanarak lahit mezarlara defnedilirlerdi. İlginç olan ise antik Mısır'da bir Tanrıça olarak saygı duyulan kediler, aynı zamanda kadınları sembolize etmiştir.

Kedilerin, kadınsı bir varlık olarak görülmesi aynı zamanda anatomik bir takım özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Örnek vermek gerekirse, bir kedinin partnerine kur yaptığı esnadaki tavırları ve bir kedinin yürürken ortaya çıkan kalça hareketleri ve bir takım fiziki özellikleri kadınların bazı davranış ve fiziksel hareketlerini andırır. Bu yüzden kedi yürüyüşünden yola çıkılarak moda'da podyuma çıkan mankenlerin ünlü"catwalk" yani "kedi yürüyüşü" bu anatomik özdeşleşmeden gelmektedir. Sigmund Freud'ta rüyalardaki sembollere çeşitli manalar yüklerken kedinin kadını, köpeğin ise erkeği sembolize ettiğini ifade eder.

Cinselliğin bastırıldığı toplumlarda baba figürünün kızını kadın gibi davranmak erkeklerin dikkatini çekmekten dolayı cezalandırması ya da çocukluğu boyunca kadın gibi davranmanın iç güdülere ne kadar zararlı olduğunu anlatması o kız çocuğunun beyninde kadın olmanın tehlikeli olduğunu kodlamaktadır. Bu kodlamalarla büyüyen bir kız çocuğu da kadınsı bir varlık olarak gördüğü kediden korkmaktadır. Aynı durum kadınlardan korkan erkeklerde de görülmektedir. Kadınlarla ilgili travmatik ve onlardan korkacağı anlar yaşamış erkekte ileriki yaşlarda mutlaka kediden korkacaktır.




Kedi fobisi en yaygın görülen fobilerden biridir. Kedi fobisinin bilim dilindeki adı Yunanca bir terim olan Ailurofobi'dir. Bilim adamlarının kedi fobisi olan insanlar üzerinde yaptığı psikolojik araştırmalar sonucunda bu fobinin oluşmasında iki sebep olduğu saptanmıştır. Sebeplerden ilki kişilerin çocukluk dönemlerinde bir kedi saldırısına uğramış olması, ikinci sebebi ise kişilerin çocukluğunda ebeveynleriyle yaşadıkları bir takım ilişkilerdir. En şaşırtıcı ve ezber bozan bu ikinci sebebi araştırmadan önce kedilerin tarihte nasıl algılandığına yönelik bir kaç tarihsel notu aktarmak çalışmaya yararlı olacaktır.

İnsanlık tarihinde köpekten daha çok merak edilen hayvan kedi olmuştur. Günümüzde hala kedi ırklarının tamamı net bir biçimde ortaya çıkarılamadığı gibi evrimsel açıdan bakıldığında doğası gereği evcilleştirilememesinden kaynaklı olarak ekolojik sistemde üst sınıflarda olan bir hayvan olduğu kabul edilmektedir. Kedilerin insanoğluyla tanışması 9500 yıl öncesine gider.


Ailurofobi yani kedi fobisinin, ilk ciddi sebeplerinden biri kişilerin çocukluklarında yaşadığı bir takım travmalarla başlamaktadır. Örnek vermek gerekirse çocukluğunda kedi saldırısına uğrayan insanlarda yıllar içinde kedi fobisi ortaya çıktığı görülmektedir. Ancak kedi fobisine sahip insanlar üzerinde yapılan araştırmalar bu bilinen ezberi bozar niteliktedir. Kedi fobisi taşıyan insanların büyük çoğunluğu çocukluğunda herhangi bir kedi saldırısına maruz kalmadıklarını hatta kedilerden herhangi bir zarar görmediklerini itiraf etmişlerdir. Bu ilginç durum kedi fobisinin bambaşka sebepleri olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu ilginç durum "kadın korkusu" kavramıyla ilişkilendirilmektedir. Kadınlar, çocukluklarında yaşadıkları bazı Freudyen travmalara bağlı olarak karşı cinsle ilişkilerinde hissettikleri tecrübesizlik, korku ve çekingenlik olarak tanımlanan cinsel bir takım sorunlara verilen isme "kadın korkusu" denilmektedir. Ebeveynlerle alakalı olduğu düşünülen bu travmatik durumu kedi fobisiyle birleştirerek açıklayan Sigmund Freud olmuştur.



Sigmund Freud'un "kadın korkusu"na bağlı olarak oluştuğunu düşündüğü "kedi fobisi" ilişkisi üzerine psikolojik tespitleri şu şekildedir:
Cinselliğin bastırıldığı toplumlarda baba figürünün kızını kadın gibi davranmak erkeklerin dikkatini çekmekten dolayı cezalandırması ya da çocukluğu boyunca kadın gibi davranmanın iç güdülere ne kadar zararlı olduğunu anlatması o kız çocuğunun beyninde kadın olmanın tehlikeli olduğunu kodlamaktadır. Bu kodlamalarla büyüyen bir kız çocuğu da kadınsı bir varlık olarak gördüğü kediden korkmaktadır. Aynı durum kadınlardan korkan erkeklerde de görülmektedir. Kadınlarla ilgili travmatik ve onlardan korkacağı anlar yaşamış erkekte ileriki yaşlarda mutlaka kediden korkacaktır. Psikiyatr Prof. Dr. Kerem Doksat kedi fobisinin sadece kişilerin çocukluklarında yaşadıkları travmalara bağlı olmadığını söyleyerek bu rahatsızlığa evrimsel bir boyut kazandırıyor:


Bütün fobilerin aslında evrimsel bir kökeni vardır. Freud'un iddia ettiği gibi sadece çocukluk çağında yaşanan olaylar tek başına bir sebep değildir. Hayvanlara duyulan korku yani zoofobi de en sık rastlanan fobilerden biridir. Özellikle tüylü, dişli ve kuyruklu hayvanlara olan fobi çok yaygındır. Niçin böyledir, derseniz, nesiller boyu bütün memelileri en çok onlar öldürmüştür de ondan. İşin arkaik yani evrimin ilk zamanlarından beri genlerimize işleyen bir tarafı var. Biz doğuştan korkulara karşı kodlu doğuyoruz.
Ama Doksat, Freud'a hak verdiği noktaların altını şu şekilde çiziyor:


Fobinin ortaya çıkış şekli, kişiden kişiye değişebiliyor elbette. Bazı insanlarda özellikle çocukluk çağında yaşanan travmalar, yetiştirilme, genetik kodları aktif hale getirip büyütüyor. Freudyen yaklaşımda, özellikle ebeveynlerden biri veya ikisi ürkütücü ise çocuk ondan çok çektiyse, bu öfke ve korku bastırılıyor ve sembolik bir hayvana dönüştürülüyor. Bazı insanlar bunu özellikle kedilerde sembolleştirir. Bu tür vakalar iyi incelendiğinde kedi korkusu olarak dışa vuran korkunun aslında özellikle baba ile sorun yaşayanlarda ortaya çıktığı görülür.
Kediler Orion yıldızından geldiler... Kedi ırkı asırlar önce insanlara yardım etmek üzere dünyaya gelmiştir. Ailelerin pek çoğu kendilerini evdeki kedilerine bakıyor zanneder ama aslında kediler onlara bakmakta ve korumaktadırlar... Diana Cooper


Kaynakça


ATALAY, Ö. (2004). Kedi ve Köpeklerin Bazı Davranış Problemleri ve Sağaltım Seçenekleri. Erciyes Üni. Vet. Fak. Dergisi I (2). ss. 147-153, s. 149.

Sarıbaş, Ş. (25.09.2005). Kedilerden korkmak şımarıklık değil, Bunun tıpta bir adı var: Ailurofobi. Hürriyet Gazetesi Pazar.
Derleme : Yavuz Tellioğlu

Yaşam Enerjiniz Yükseltin





Kalbinizden ‪Nefes‬ Alıp Verin;

Nefes alıp vermek, ‪enerjiyi‬ dönüştürmenin en basit yollarından biridir.

Bu alıştırmayı, gün boyunca yapabilirsiniz: Ellerinizi kalbinizin üstüne koyun ve nefes alıp verirken kalbinizin hareketini hissedin. Bu, sakinleştiricidir ve dünyaya sevgi, huzur ve uyum enerjisi yollar.

Aynaya‬ Bakın;

Mücadele gerektiren bir duruma tepki vermeden önce bir aynadaki yansımanıza bakarak duygu ayarı yapın. Hiç kimse kendini zehirli bir tarzda hareket ederken görmek istemez. Size aptalca gelebilir ama bu düşüncenin sizi durdurmasına izin vermeyin. Kendimizi fazla ciddiye almak, negatif düşüncenin nedenlerinden biridir.

‪İfade‬ Edin;

Stres, daha sonra pişman olabileceğimiz tarzda davranmamıza yol açabilir. Sorunlu duygulara sahip olmak normaldir ve hislerinizi tanıyıp kabullenmek önemlidir. Yalnızca enerjiyi kendinize, başkalarına ve dünyaya bir “zehirli ok” gibi göndermemeye dikkat ediniz.

Sevdiğiniz Birinin Yüzünü ‪Düşünün‬

Duygularınızın ardındaki enerji tüm canlılara yayılır. Duygularınızın ardındaki enerji tüm canlı varlıklara yayılır. Sizin için sorunlu olan duyguları tetikleyen biriyle karşılaştıysanız, sevdiğiniz birini düşünün ve size meydan okuyan kişinin siması yerine sevdiğiniz kişinin simasını koymaya çalışın. Örneğin, bir küçük yavru kedinin siması veya sevdiğiniz bir çiçeğin imgesi ile de çalışabilirsiniz.

Sözlerinize Dikkat Edin

Düşünceleriniz ve duygularınız gibi sözleriniz de içinde yaşadığımız dünyayı ve deneyimlerinizi değiştirme gücüne sahiptir. Bu, yüksek sesle başkalarına söylediğiniz sözler kadar sessizce kendinize söyledikleriniz için de geçerlidir.

Kendinize iyi bir ‪İnsan‬ olmadığınızı söylemekteyseniz bu gerçekliği tezahür ettirmeye başlarsınız. Zihninizi olumlu sözcüklerle doldurun ki hayatınız da olumlu yönde açılıp genişlesin. “Abrakadabra” kelimesi, Arami dilinde “Konuştuğum üzere yaratacağım” anlamına gelen “Abraq ad habra” cümlesidir. Çocukken, ne anlama geldiğini bilmeksizin, kim bilir ne kadar sık söylemişizdir bu cümleyi.

Başkalarında ‪Tanrısallığı‬ Görün

Istırap çektiğini algıladığınız kişilere acımayınız; bu, onları yalnızca daha da derin bir ıstıraba sevk eder. İnsanları kendi ilahi ışıkları ve kusursuzlukları içinde gördüğünüzde, zorluklarıyla başa çıkmak için ihtiyaçları olan kuvveti onlara vermeye yardımcı olursunuz. Algılamanın gerçekliğinizi yarattığını unutmayın.

Doğayla Bağlantı Kurun

Bizler doğanın birer parçasıyız. Stres durumunda olduğumuzda doğanın temel unsurlarından –toprak, hava, su ve ateş (güneşteki gibi)– beslenmemiz kesilir ve gerçekten hastalanabiliriz. Doğa, en büyük‪ şifacıdır‬. Sık sık zaman yaratıp doğal dünya ile bağlantıya geçin.

‪Suyla‬ İyileşin

Suyun yaşam gücü acılarınızı yıkayıp götürebilir ve en basit faaliyetlerin bile şifa verici bir etkisi vardır. Ellerinizi yıkarken, duş alırken veya yağmur altında ıslanırken negatif enerjinin sizden uzaklaştığını ve ışığa dönüştüğünü ‪imgeleyin‬.

Kendinizi Işıkla Koruyun

Birinin size psişik açıdan saldırdığını veya enerjetik açıdan düşmanca davrandığını hissederseniz, etrafınızı saran koruyucu bir ışık imgeleyin. Bazıları bunu beyaz bir enerji alanı olarak düşünmektedir; ben ise şeffaf ve mavi bir yumurtanın içinde olmak şeklinde imgeliyorum. Size uygun rengi bulmaya çalışın. Bu sizi, size doğru yollanan zararlı enerjilerden koruyacaktır.

Sevgiyle Yanıt Verin

Başkalarından gelen negatif ve zehirli enerjilerin alıcısı olmanız gerekmez. Sevgiyle almak istemediğiniz enerjiyi geri çevirebilirsiniz. Sevgiyle yanıt vermek ise bir saldırı pozisyonu almanızı ve daha çok negatif enerji yaratmanızı önleyecektir. Şifa veren tek şey ‪sevgidir‬.

Sandra İngerman

3 Nisan 2016 Pazar

DÖRT ANLAŞMA, Toltek Bilgelik Kitabı








Etrafınızda olan biten hiçbir şeyi kişisel algılamayın. Sizi caddede gördüğümde, sizi tanımadığım halde “Hey, sen bir aptalsın” dersem bu sizinle değil benimle ilgilidir. Eğer bunu kişisel algılarsanız, aptal olduğunuza bile inanabilirsiniz. Belki de şöyle düşünürsünüz: “O aptal olduğumu nasıl biliyor? İçimi mi görüyor yoksa herkes ne kadar aptal olduğumu görebiliyor mu?”

Kişisel algılamak, ancak söylenen şeye katılmakla mümkündür. Söylenen şeyle anlaşma yaptığınız anda, zehir zihninize yayılır ve cehennem rüyasının tutsağı olursunuz. Sizin bu tuzağa düşmenizin nedeni bireysel önemlilik denilen şeydir.

Bireysel önemlilik ya da kişisel algılamak, bencilliğin en üst düzeydeki ifadesidir. Çünkü herşeyin “kendimizle ilgili” olduğunu varsayarız. Eğitim sürecimiz içinde, ehlileştirilme sürecimiz içinde herşeyi kişisel algılamayı da öğreniriz. Herşeyin merkezinde kendimizin olduğunu düşünürüz. Ben, ben, ben daima ben!

Diğer insanlar merkeze sizi koyan hiçbir şey yapamaz. Yaptıkları her şey kendileriyle ilgilidir. Herkes kendi rüyasını yaşar, kendi zihinlerinde oluşturduğu rüyayı

yaşar. Bu rüyalar bizim rüyamızdan tümüyle farklıdır.

Bir şeyi kişisel algıladığımızda, onların bizim dünyamızın nasıl olduğunu bildiklerini varsayarız.Ve kendi dünyamızı onların dünyasına empoze etmeye çalışırız.

Durumun son derece kişiselmiş gibi göründüğü anlarda bile, başkaları direkt olarak size hakaret ediyor olsa bile, yine de sizinle ilgisi yoktur. Söyledikleri ve yaptıkları şeyler dile getirdikleri fikirler kendi zihinlerinde yaptıkları anlaşmalar doğrultusundadır. Kişilerin bakış açıları, ehlileştirilme sürecindeki programlarından oluşur.

Birisi size, ”Hey, sen çok çirkinsin” dese bile, bunu kişisel algılamayın. Çünkü gerçek şu ki, bu kişi kendi duygu, düşünce ve inançlarını ifade ediyor. Bu kişinin size gönderdiği zehri kabul edip etmemek kişisel algılamayla ilgilidir. Eğer zehri kabul ederseniz onu size ait kılarsınız. Kişisel algılamak sizi kara büyücüler için bir av haline getirir. Kara büyücüler sizi küçücük bir fikirle kolaylıkla avlayabilirlerse, sizi istedikleri zehirle besleyebilirler. Siz de söylenenleri kişisel algıladığınız için zehri afiyetle yutarsınız.

Onların sizi besledikleri duygusal çöplük , artık sizin çöplüğünüz haline gelir. Oysa hiçbir şeyi kişisel algılamadığınız sürece cehennemin ortasında bile zehirlere karşı bağışıklığa sahip olursunuz. Bu bağışıklık gücü, size yaptığınız anlaşmanın armağanıdır.

Kişisel algıladığınızda, söylenenlerden rahatsızlık duyarsınız ve kendi inançlarınızı savunarak tepki gösterirsiniz. Bu tepkiyle çelişkiler ve çatışmalar yaratırsınız. Küçücük şeyleri bile büyütür, pireyi deve yaparsınız. Çünkü haklı çıkmak ihtiyacını duyarsınız. Sizin haklı, başkalarının haksız olmasını istersiniz.Haklı olmak için, kendi fikirlerinizi onlara dayatmak için büyük çaba gösterirsiniz.

Aynı şekilde, sizin hissettikleriniz ve yaptıklarınız da kendi bireysel rüyanızın , kendi anlaşmalarınızın bir yansımasıdır. Sizin söyledikleriniz, yaptıklarınız ve sizin fikirleriniz sizin anlaşmalarınız doğrultusundadır. Bu fikirlerin benimle bir ilgisi yoktur.

Sizin benimle ilgili düşündüklerinizin, benim için bir önemi yoktur. Sizin düşüncelerinizi ben kişisel algılamam. İnsanlar, “Miguel, sen iyisin” dediklerinde de kişisel algılamam, “Miguel sen en kötüsün” dediklerinde de kişisel algılamam.

Siz mutluyken bana ”Miguel, sen bir meleksin” diyeceğinizi bilirim.Ama bana kızgın olduğunuzda “Oh Miguel, sen şeytanın tekisin! Çok kötüsün. Bu tür şeyleri nasıl söyleyebilirsin?” dersiniz.

Her iki halde de söyledikleriniz beni etkilemez. Çünkü ben ne olduğumu biliyorum. Kabul görmek, onaylanmak gibi bir ihtiyacım yok. Birisinin bana kim ve ne olduğumu söylemesine ihtiyaç duymuyorum.

Hayır, hiçbir şeyi kişisel algılamıyorum.Sizin bakış açınız, sizin dünyanızı yansıtır. Siz kendinizle uğraşırsınız, benimle değil. İnanç sisteminiz doğrultusunda oluşturduğunuz fikirleriniz, daima kendinizle ilgilidir, benimle değil.

Bana, ”Miguel, söyledikleriniz beni incitiyor” da diyebilirsiniz. Ama sizi inciten benim söylediklerim değildir. Söylediklerim sizin yaralarınıza dokunduğu için incinirsiniz. Sizi inciten sizsiniz.

Sizi incitmiş olduğumu da kişisel algılamam. Ben size inanmadığım ya da güvenmediğim için değil, sizin dünyayı farklı gözlerle, kendi gözlerinizle gördüğünüzü bildiğim içindir. Filmin tümünü zihninizde yaratan sizsiniz.

Bu filmde yönetmen de, yapımcı da, başrol oyuncusu da sizsiniz. Diğer herkes yardımcı oyuncudur. Bu sizin filminiz.

Filminizi yaşamla yaptığınız anlaşmalara uygun olarak yaratırsınız. Sizin bakış açınız sizin için kişiseldir. Sizin bakış açınız sizin gerçeğinizdir, başka hiç kimsenin değil.

Bu yüzden bana kızdığınızda , kendinizle uğraştığınızı bilirim. Ben size kızmanız için bir mazeret olurum. Kızarsınız çünkü korkuyorsunuz, çünkü korkularınızla uğraşıyorsunuz.

Korkularınız yoksa bana kızmanız da mümkün değildir. Korkularınız yoksa benden nefret etmeniz de mümkün değildir. Korkunuz yoksa kıskanç ya da üzgün olmanız da mümkün değildir.

Korkusuz yaşadığınızda , sevgiyle yaşadığınızda bu tür duygulara yaşamınızda yer yoktur.

Bu tür duyguları hissetmediğinizde, doğal olarak kendinizi iyi hissedersiniz. Siz kendinizi iyi hissettiğinizde etrafınızdaki herşey de iyidir. Etrafınızda herşey iyi olduğunda, bu size mutluluk verir.

Etrafınızdaki herşeyi seversiniz, çünkü kendinizi seviyorsunuz. Çünkü olduğunuz gibi olmaktan hoşnutsunuz. Çünkü kendinizle doyumlusunuz. Çünkü hayatınızdan memnunsunuz. Yarattığınız filmden memnunsunuz. Yaşamla yaptığınız anlaşmalardan memnunsunuz. Huzurlu ve mutlusunuz.

Herşeyin harika, herşeyin güzel olduğu bir boyutta yaşarsınız. Bu boyutta algıladınız her şeyle, her an sevişirsiniz.

İnsanlar ne yaparsa, ne söylerse, ne düşünürse düşünsün kişisel algılamayın. Sizin ne kadar harika biri olduğunuzu söyleseler bile, bunu sizin yüzünüzden söylemiyorlar. Sizin harika olduğunuzu kendinizin bilmesi önemli. Size harika olduğunuzu söyleyen insanlara inanmaya ihtiyacınız yok. Hiçbir şeyi kişisel algılamayın. Birisi başınıza silah dayayıp tetiği çekse bile, yine de kişisel değildir, bu uç boyutta bile.

Kendinizle ilgili düşüncelerin bile gerçek olması gerekmiyor. Bu nedenle kendi zihninizde, kendinizle ilgili düşünceleri de kişisel algılamayın. Zihnin kendisiyle konuşma yeteneği vardır.

Bunun yanısıra başka boyutlardan gelen bilgileri işitme yeteneği de vardır. Bazen zihninizde bi ses işitirsiniz ve bu sesin nereden geldiğini merak edersiniz. Bu ses başka bir realite boyutundan gelmiş olabilir. Başka boyutlarda da insan zihnine benzeyen canlı varlıklar vardır. Toltekler bu varlıklara Allies (Dost) diyor. Avrupa, Afrika ve Hindistan’da bu varlıklara Tanrılar deniliyor. Zihnimiz, Tanrıların boyutunda da varoluşunu sürdürür. Zihnimiz bu realitede de yaşar ve bu realiteyi algılar. Zihin uyanık realiteyi gözlerle görür ve algılar. Zihin aynı zamanda gözle görülmeyeni de görür ve algılar. Ama mantık bu ikinci algılamanın pek farkında olmaz.

Zihin çok boyutlu bir yaşam sürer.bazen zihninizden kaynaklanmayan ama zihninizle algıladığınız fikirlere sahip olabilirsiniz. Bu seslere inanma ya da inanmama seçimi sizindir. Söylenenleri kişisel algılamama seçiminiz de vardır. Nasıl ki toplumsal rüya ile ilgili inançları ve anlaşmaları seçme özgürlüğünüz varsa, kendi zihninizdeki seslere de inanıp inanmama özgürlüğünüz vardır.

Zihin kendisiyle konuşabilir ve kendisini dinleyebilir. Zihnin de bedeniniz gibi bölümleri vardır. Tıpkı bir elinizle diğer elinizi tutup onu hissedebildiğiniz gibi zihin de kendi kendisiyle konuşabilir.Zihnin bir kısmı konuşur, diğer kısmı dinler. Ama zihninizin binlerce parçası aynı anda konuşmaya başladığında büyük bir problem yaşanır. Buna mitote denir.

Mitote, aynı anda binlerce kişinin konuştuğu ve alışveriş yaptığı devasa bir marketebenzetilebilir.Bu markette insanların her birinin farklı düşünceleri ve duyguları vardır. Her birinin bakış açıları farklıdır.

Zihnin programlanmasında yaptığımız tüm anlaşmalar çoğu kez birbiriyle uyum içinde olmaz. Her anlaşma ayrı bir varlık gibidir. Her birinin kendi kişiliği ve kendi sesi vardır. Birbiriyle çelişen anlaşmalar, diğer anlaşmalarla da çatışıp gittikçe büyüdüğünde zihinde büyük bir savaşa dönüşür. İnsanın ne istediğini, nasıl istediğini ve ne zaman istediğini bilmekte zorlanmasının nedeni mitotedir.

Anlaşmalar kendi aralarında anlaşmazlığa düştüğü için karmaşa yaşanır. Zihnin bir bölümü bir şey isterken diğer bölümü tam zıddı olan şeyi ister.

Zihnin bir bölümü bazı düşünce ve davranışlara karşı çıkarken, diğer bölümü de zıt düşünce ve davranışları destekleyebilir.

Tüm bu küçük, minik varlıklar içsel çelişkileri yaratır çünkü her biri canlıdır ve her birinin kendine özgü sesi vardır.

Zihnin çelişkilerinin üstesinden gelmenin tek yolu, tüm anlaşmalarımızın dökümünü yapmaktan geçer. Böylelikle çelişkinin nedenlerinin farkında olabilir ve mitote kaosunu düzene sokabiliriz.

Hiçbir şeyi kişisel algılamayın. Çünkü kişisel algıladığınızda hiçbir şey uğruna kendinizi acı çekmeye mahkum edersiniz.

İnsanlar farklı boyutlarda ve farklı açılarda acıların tiryakisi olur. Ve biz bu bağımlılıkları sürdürebilmek için birbirimize destek veririz. İnsanlar birbirlerinin acı çekmelerine destek vermek konusunda anlaşma içinde davranıyor.

Eğer kullanılma, sömürülme veya aşağılanmaya ihtiyaç duyuyorsanız, başkaları sizi kullanarak, sömürerek veya aşağılayarak size ihtiyacınızı karşılamanız için yardım etmekte gönüllü olacaktır. Sizi taciz edecek insanları bulmanız çok kolaydır. Eğer acı çekmeye ihtiyaç duyan bir insanla birlikteyseniz, içinizdaki bir şey, o kişiye acı verici davranışlarda bulunmanızı sağlayacaktır. Bu insanların sırtlarında adeta şöyle bir not asılıdır: “ Lütfen beni tekmele.” Bu insanların istediği, acı çekme ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, çektikleri acıya haklı gerekçeler bulmaktır. Siz de davranışlarınızla o insanlara gereken haklı nedeni vermiş olursunuz.

Acı çekme bağımlılığı, uygulamalı bir anlaşmadan başka bir şey değildir.

Her yerde size yalan söyleyen insanlarla karşılaşırsınız. Farkındalığınız arttıkça, sizin kendinize de yalan söylediğinizi görmeye başlarsınız. İnsanların size doğruyu söyleyeceklerini beklemeyin çünkü onlar kendilerine de yalan söylüyor. Siz kendinize güven duymayı öğrendiğinizde başkalarının size söylediği şeylere inanıp inanmamayı seçme özgürlüğünü de kazanırsınız.

İnsanları kişisel algılamadan gerçekte oldukları gibi görebilmeyi başardığımızda, asla onların söylediği ya da yaptığı şeylerden incinmeyiz. Size yalan da söyleseler bundan incinmezsiniz. Çünkü onların korktukları için yalan söylediklerini bilirsiniz. İnsanlar kendilerinin mükemmel olmadığının sizin tarafınızdan keşfedilmesinden korkuyor. Sosyal maskeden sıyrılmak acı vericidir. Birisinin söylediği ve yaptığı şey arasında fark varsa ve siz davranışa değil, söylenene kulak vermeyi seçerseniz, kendinize yalan söylemiş olursunuz.

Kendinize doğruları söyleyebilmek, sizin boş yere duygusal acı çekmenizi engeller. Kendinize gerçeği itiraf edebilmek size acı verebilir ama bu acıyla özdeşleşmeye ihtiyaç duymazsınız.

Gerçeği kabul etmek iyileşmenin başlangıcıdır ve bir süre içinde herşey daha iyiye doğru düzelecektir.

Birisi size sevgi ve saygıyla davranmıyorsa, o kişinin sizden uzaklaşması sizin için bir armağandır. Eğer sizden uzaklaşmıyorsa onunla birlikte uzun yıllar acı çekmeniz, acıya katlanmanız kaçınılmaz olur. Böyle bir kişi tarafından terk edilmek bile, size bir süre acı verebilir ama bir süre sonra yüreğiniz iyleşecektir.

İşte o zaman gerçekten istediğiniz şeyi seçebilirsiniz. İşte o zaman doğru seçimler yapabilmek için başkalarına değil, kendinize güvenmenin öneminin bilincine varabilirsiniz.

Hiçbirşeyi kişisel algılamamayı bir alışkanlık haline getirdiğinizde yaşamınızda birçok acıdan kaçınmanız da mümkün olur. Kızgınlığınız, kıskançlığınız, fesat duygularınız da yok olur. Kişisel algılamadığınızda üzüntüleriniz bile yok olur.

Bu anlaşmayı bir alışkanlığa dönüştürebilirseniz hiçbir şeyin sizi cehenneme geri döndüremeyeceğini de görürsünüz. Kişisel algılamadığınızda olağanüstü bir özgürlüğe kavuşursunuz. Kara büyücülere karşı bağışıklık kazanırsınız. Ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir büyü üzerinizde etki yapamaz. Tüm dünya hakkınızda dedikodu yapsa bile, kişisel algılamadığınız zaman bundan etkilenmezsiniz. Size gönderilen duygusal zehirleri solumazsınız. Sizin tarafınızdan kabul görmeyen zehir göndericisi üzerinde çok daha büyük bir etki yaratır.

İlk iki anlaşmayı hayatınızda uyguladığınızda, sizi cehennemde tutsak kılan binlerce küçük anlaşmaların yüzde yetmiş beşini bozmuş olursunuz.

Bu anlaşmayı bir kağıda yazın ve sürekli hatırlamanız için buzdolabının kapısına asın: Hiçbir şeyi kişisel algılama! Kişisel algılamamayı alışkanlık haline getirdiğinizde sorumlu seçimler yapabilmek için sadece kendinize güvenmeyi de öğrenirsiniz. Asla başkalarının davranışlarından sorumlu değilsiniz. Sadece kendi davranışlarınızdan sorumlusunuz.

Bunu gerçekten anladığınızda, başkalarının özensizce ve bilinçsizce söylediği sözler ya da davranışlarsizi incitemez.

Bu anlaşmaya uyduğunuzda yüreğinizi tümüyle açarak dünyayı dolaşsanız bile kimse size zarar veremez. O zaman alay edilme ya da reddedilme korkusu olmadan istediğiniz kişiye “Seni seviyorum” diyebilirsiniz. O zaman ihtiyacınız olan şeyi rahatlıkla isteyebilirsiniz. Suçluluk duygusu ya da öz-yargılama olmaksızın “evet” ya da “hayır” diyebilirsiniz. Daima yüreğinizin götürdüğü yere doğru gitmeyi seçebilirsiniz. O zaman cehennemin ortasında bile içsel huzuru hissedebilirsiniz. Böyle bir boyutta cehennem ateşi sizi yakamaz... Don Miguel Ruiz

DÖRT ANLAŞMA,

Toltek Bilgelik Kitabı