13 Kasım 2013 Çarşamba

Beş Sevgi Dili - Garry Chapman




BEŞ SEVGİ DİLİ

1.ONAY SÖZLERİ

2.NİTELİKLİ BERABERLİK

3.HEDİYE ALIP VERME

4. HİZMET DAVRANIŞLARI

5. FİZİKSEL TEMAS


5 SEVGİ DİLİ’

KAYNAK : 5 SEVGİ DİLİ (Garry Chapman)

Gerek arkadaşımız, gerek anne, baba, eşi ve gerekse de iletişime geçmiş olduğu karşı cins arkadaşlarımızla beraber aynı fiziksel ve sosyal ortamı paylaştığımızda bile genellikle anlaşılmamaktan şikayet ederiz.

Genelde ‘biz birbirimizi sevdik ve aldık, flört dönemimiz oldu ama ben bunun böyle olduğunu bilmiyordum’, ‘vay hain demek bana bunu da yapacaktı’, ‘nasıl olur ben bu adama kanabilirim’, ‘ama ne yapabilirim ki bana hep iyi olduğundan bahsetmişti nişanlı olduğumuz yıllarda bunlara kızmazdı şimdi nasıl olur anlamıyorum’ vs sözleriyle sık sık karşılaşırız. Bunların kendimize göre bir açıklaması vardır tabi, ama acaba ‘doğru dili’ konuştuğumuzdan emin miyiz?

İşte Garry Chapman, yılların tecrübesiyle mutluluk yolunu arayanlara ‘5 Sevgi Dili’ni sunuyor...

5 SEVGİ DİLİ...

Sevgi deposunun dolu tutulması gerekmektedir. İnsanlardaki sevgi oluşumu işte bu deponun varlığına bağlıdır. Aşık olan kişi sevdiği kişini mükemmel olduğu illüzyonuna sahiptir. Aşık olma deneyimi 3 nedenden dolayı gerçek sevgi olmadığı sonucuna vardı Dr. Peck.


a) Aşık olma iradi bir fiil veya bilinçli bir seçim değildir.
b) Aşık olmak gerçek sevgi değildir,çünkü çaba göstermeden yaşanır.
c) Aşık olan kişi diğer kişinin gelişimine yardımcı olmakla gerçekten ilgili değildir...

5 sevgi dilini aşağıya sıraladıktan sonra konu açıklamalarına geçeceğiz. Önce bu dillerin nasıl olduğu konusunda sizler tahminde bulunun.

(1) ONAY SÖZLERİ
(2) NİTELİKLİ BERABERLİK
(3) HİZMET DAVRANIŞLARI
(4) ARMAĞAN ALMA
(5) FİZİKSEL TEMAS

Yukarıdaki sıralanan maddeler 5 sevgi dilinin varlığından bahsediyor ve şimdide bunların ne demek olduklarını öğrenelim.

(1) ONAY SÖZLERİ

Antik İbrani bilgesi, Solomon "Dil; yaşamın ve ölümün gücüne sahiptir. Kaygılı bir yürek insanı bunaltır,ama sevecen bir söz onu neşelendirir." Sözlü iltifatlar veyi takdir sözleri sevgiyi güçlü şekilde iletir.
Bu kıyafetle çok şık görünüyorsun...

Ooo ! Bu elbiseyle çok hoş görünüyorsun...

Bu dünyada patatesi en iyi pişiren kişi sen olmalısın...
Sevginin hedefi,istediğiniz bir şeyi elde etmek değil,sevdiğiniz insanın saadeti için bir şey yapmaktır. Bununla birlikte şu bir gerçektir ki onaylayıcı sözler aldığımızda karşılıkta bulunmak için güdülenmemiz çok daha muhtemeldir.

Onay sözlerinde;

a) Cesaret verici sözler: Duyguları sezinlemeyi ve dünyayı eşinizin gözüyle görmenizi sağlar.
b) Sevecen sözler: Seni seviyorum kelimesi buna bir örnek bu tür durumlarda da eşiniz genellikle sesinizin tonuna yüklenmiş olan mesajı yorumlayacaktır. Kullandığınız kelimeleri değil,konuşurken tavrınız ve ses tonunuz çok önemlidir.
c) Alçakgönüllü sözler: Ricalarda bulunmak,takdir edilmek,pardon hanım efendi 2 dakikanızı alabilir miyim? Ricalar iletişime yön verir ve kişinin kendisinin
önemli olduğunu hissini verir.

(2) NİTELİKLİ BERABERLİK

Nitelikli beraberlikte bütün dikkatimizi kiminle berabersek ona vermemiz gerekmektedir. Kanepeye birlikte oturup,beraberce TV. İzlemek değil,televizyonu kapatıp,tüm dikkatlerimizi toplayıp,birbirimize bakmamızdır. İkinizin beraberce konuşması,beraberce yürüyüşe çıkmanız,beraberce dışarılarda yemeğe çıkmanız vs. birbirini seven 2 gençle ,bir karı-kocanın aynı ortamda otururken bile davranışları farklıdır, çıkan gençler gözbebeklerinin içine bakar,dışarıdaki ortam 2.plan beraberdirler,karı-kocadan

biri mutlaka dışarıyı izliyordur bunlar ne yapıyor garsona bakar,başka müşterilere bakar. Nitelikli beraberlik yoktur onlarda.


Nitelikli beraberlikte;

a) Birliktelik: Bedensel yakınlık demek değil,odaklanmışlıkla ilgili bir şey hem dikkatimizi hem de ruhen yakınlık ve birliktelik demektir.
b) Nitelikli sohbet : 2 bireyin deneyimlerini, düşüncelerini, duygularını ve arzularını dostça ve rahatsız edilmeyecekleri bir ortamda paylaştıkları anlayışına dayanan diyalogdur.

Nitelikli Sohbet Ve Nitelikli Beraberlikte Dikkat Edilecek Hususlar:

1) Eşiniz konuşurken göz temasını sürdürün.(Eşinize tüm dikkatinizi verdiğini anlatır.)
2) Eşinizi dinlerken başka bir şeyle meşgul olmayın .(Başka bir şey yapmayın.)
3) Duyguları dinlemesini öğrenin. (Haklı olduğunuz belli olacaktır.)
4) Vücut dilini gözlemleyin. (Sıkılmış yumruklar,titreyen eller,gözyaşları.)
5) Sözünü kesmeyin. ( Araştırmalar bir insan en fazla karşısındakinin sözünü kesmeden yalnızca 17 saniye dinler normal olarak ama susması gerektiğini bildiği zamanlar bu uzar ve susma süresi susana bağlı olur.)

c) Konuşmayı öğrenmek: Eşinizle konuşmayı öğrenmeniz gerekmektedir. Mümkün olduğu kadar da eşinizle sohbete girmekten kaçınmayın. 2 kişilik tipi vardır 1. Ölü denizdir : İsrail'de Galileo denizi,Jordan nehri yolu ile güneye ölü denizine akar,alır fakat vermez. Bu kişilikte alır kesinlikle vermez. Bilgisi vardır paylaşmak istemez suskundur. 2.Çağlayan çayıdır. Gözden veya kulaktan her ne girerse ağızdan dışarı çıkar ve ikisi arasında nadiren 60 sn. vardır her gördüğünü ve işittiğini anlatır.

d) Nitelikli faaliyetler : Birinizin veya her ikinizin ilgi duyduğu her şeyi içerir.
Vurgu ne yaptığınız üzerinde değil,neden yaptığınız üzerindedir. Amaç birlikte
şey yapmak ve bu yaşantıyı "bana değer veriyor". İmajını vermektir.

(3) ARMAĞAN ALMA

Armağanlar sevginin görsel sembolleridir. Kriz zamanlarında fiziksel varlığınız eşinize verebileceğiniz en güzel armağandır. Armağanın pahalı olması gerekmez. Nede her hafta verilmesi gerekir. Bu yüzden armağan insanın ilişkilerinde,kendisinin diğer kişinin karşısında kıymetli olduğu izlenimimi verdiği için etkili olacaktır. Bu armağanlar eşinizi ve arkadaşınızı daha iyi tanıdıktan sonra çeşitliliği artacaktır. Bazen bakarsınız bir tatlı söz, bazen bakarsınız bir öpücük,bazen de akşam yemeği bazen de mahallenin çiçekçisinden alınmış kırmızı bir gül armağan için yeterli olacaktır. Ayrıca armağan; verdiğiniz kişide sizi de hatırlaması ve unutmaması ihtimalini verdiği için,ilişkiniz ve sevginiz de hatırlanacak olması yönünden çok önemlidir.

(4) HİZMET DAVRANIŞLARI

Hizmet davranışları ile eşinizin,yapmanızdan hoşlandığı şeyleri yapmayı kastediyorum. Ona hizmet ederek,onu memnun etmeye onun için bir şeyler yaparak ona sevginizi ifade edersiniz, yemek pişirmek,masayı hazırlamak,bulaşıkları yıkamak,evi süpürmek,çöpleri dökmek,bebeğin bezini değiştirmek,odayı boyamak,ütü ütülemek vs. bu gibi durumlarda kişi kendisinin sevildiğini kendisine ve ortamına hizmet edildiği zaman anlar. Ricalar sevgiye yön verir ama talepler sevginin akışını durdurduğu için isteklerinizde rica etmeyi ihmal etmeyiniz.

(5) FİZİKSEL TEMAS

Çocuk gelişim alanlarında çok sayıda araştırma şu sonucu vermiştir. Kucaklan an ve öpülen çocuklar uzun zaman süreçlerinde fiziksel temastan mahrum bırakılmış çocuklara nazaran daha sağlıklı bir duygusal yaşam geliştiriyorlar. Fiziksel temas evlilikte sevgiyi iletmek için güçlü bir araçtır. Öpme,sarılma,cinsel ilişki,fiziksel temasta ileti güçlüdür. Dilin ucu,parmakların ucu, burun ucu dokunmaya çok duyarlı olan yerlerdir. Ama omuzların arkası en az duyarlı olan yerlerdir. Fiziksel temas 2 ye ayrılır,

a) Örtülü temas: Vücudunuzu çaktırmadan sürtmek,elini omzuna koymanız.
b) Aşikar temas: Bilerek temastır. Masaj elle tutma masaj vs.

El tokalaşmaları da bir nevi teminattır. Vücut dokunulmak için vardır. Kriz zamanlarında neden iç güdüsel olarak,birbirimiz kucaklarız. Çünkü fiziksel temas sevgiyi güçlü olarak ilettiği için.

NOT:Yukarıda saymış olduğumuz 5 sevgi dilini iyice anlamış bulunuyorsunuz ama burada unutulmaması gereken en önemli nokta,her insanın farklı sevgi dili olacağıdır. Eşiniz için 1. sevgi dili nitelikli beraberlikken arkadaşınız için de 1.sevgi dili onay sözleri olabilir. Erkek için 1. sevgi dili hizmet davranışları iken kadın için armağan alma 1. sevgi dili olacaktır.

KARŞINIZDAKİNİN BİRİNCİL SEVGİ DİLİNİ
VE KENDİ SEVGİ DİLİNİZİ
NASIL KEŞFEDECEKSİNİZ ?

Eşinizin en çok hangi yönünü eleştiriyorsanız,hangi davranışlarından rahatsız oluyorsanız yaptığı ve yapmadığı davranışlar sizin sevgi dilinizi öğrenme açısından yardımcı olacaktır.

Evlendiğinizde geriye dönüp baktığınızda, şu soruyu sormanız gerekmektedir. Bugüne kadar eşimden ben en çok ne istedim?

Sizin eşinize yaptıklarınız ve yapmaktan hoşlandığınız davranışlar çünkü yaptığınız muhtemelen size yapılmasından hoşlandığınız demektir.

Sizi inciten eşinizin davranışları nelerdir?

Eşinizden en çok neyi ister ve rica edersiniz?


2 türlü insanın 1. sevgi dilini tespit etmekte zorlanırız.


A) sevgi deposu, uzun süredir dolu olan kişiler,

 sevgi deposu, sevildiğini hissetmeyecek kadar boş olan kişiler

Tanrılar Okulu



“ ‘Varlığın amaçsız… acılarla dolu bir yaşam sürdü. Bir işin, bir maaşın yanıltıcı güvenliği ardına saklandığından, bu dünyanın yoksulluk ve acılarının kalıcı olmasına yol açıyorsun.’ Bu son saptamayı tatlılıkla, ama yine de oldukça ciddi bir ses tonuyla, çok vahim bir hasarı gözden geçiriyormuşçasına yapmıştı. ‘Yaşam ona bağımlı olunamayacak kadar değerli, gözden çıkarılamayacak kadar zengindir! Artık değişme zamanıdır!’ ” Tanrılar Okulu /s:19
“Sanki ışıktan bir bisturi, taşlaşmış düşünce tabakalarını ve duygu molozlarını zorla yarmıştı.” Tanrılar Okulu /s:21

“ ‘Özgür olmayı, her türlü kısıtlamadan uzak bir özgürlüğü düşle. İstediğin her şeyi elde edebilmekten kendini alıkoyan tek kişi sensin! Düşle… Düşle… Hiç durmadan düşle. ‘Düş’ var olan en gerçek şeydir.’ ”
Tanrılar Okulu /s:23

“Our being creares our life/ Benliğimiz yaşamımızı yaratır.” Tanrılar Okulu /s:27


“ ‘ Uygarlığın doğuşundan beri bilinci perdelenmek suretiyle uykuya yatırılan milyonlarca insana, nesilden nesile aktarılarak kendilerinin kıt ve sınırlı olduklarına körü körüne inanmaları öğretildi.’ ” Tanrılar Okulu /s:32
“ ‘Benliğin, fiyatları rastgele konulmuş, kötü yönetilen bir dükkandan farksız,’ diye gözlemini açıkladı, ‘incik boncuklar fahiş fiyatlıyken, değerli taşlar indirimde. Böyle sürdürecek olman, yakında iflas bayrağını çekeceksin anlamına gelir.’ ” Tanrılar Okulu /s:33

“ ‘Kendini yüreğinde bağışlamak, aptal bir azizin vicdanıyla yüzleşme sınavı değildir, yaşayan bir insanın yapması gereken asıl işidir, uzun bir süreçten geçen dikkatinin… kendini mercek altında incelemesinin sonucudur. Özündeki katmanların hala parça parça olan kısımlarına ulaşmak demektir… Kapanmamış yaraları temizleyip tedavi etmek… yarım kalmış hesapları ödemek demektir…’ ‘Kendini yüreğinde bağışlamak, geçmişi içindeki bütün safralarıyla yeni baştan değiştirecek güce sahiptir.’ ” Tanrılar Okulu /s:34

Dreamer, ‘self-observation is self-correction; kendini gözlemleme, kendini düzeltmedir’ diye tekrarladı. ‘Kendini gözlemleme bir iyileşmedir… gözlemci ile gözlenen arasında oluşan uzaklığın doğal bir sonucudur.
Kendini gözlemleme, insanın, dünyanın yürüyen bantlarına kendisini nelerin bağladığını görmesini sağlar; zamanı geçmiş fikirler, suçluluk duygusu, önyargılar, gerginlikler, felaket beklentileri… Bu bir kopma, sahte uykudan çıkma ve yeniden uyanış eylemidir…
Dünyanın insanı uyutma yoluyla dayatma etkisinin en ufak bir miktarının kaldırılması bile inandığın her şeyi darmadağın edecektir ve bu durum yaşantın boyunca oluşturduğun görünür dengelerin ve yanılsatıcı kesinliklerin çözülüp dağılmasına neden olacaktır.
İşte bu nedenle, insanların çoğu kendini gözlemlemeye yanaşmayacaktır. Bir anlığına bile olsa kişinin kendisini dünyanın betimlemesinden uzaklaştırması, alışılmış sınırların ötesinde muazzam bir girişimdir.’ Tanrılar Okulu /s:36

“A man can not change the events of his life but only his way to take them. / Bir kişi yaşamındaki olayları değil, yalnızca onları göğüsleme biçimini değiştirebilir.” Tanrılar Okulu /s:41

“ ‘Her birimize muazzam bir kurtuluş payı verilmiştir.’ Dreamer bu sözleriyle beni kurtarmaya gelmişti. Ses tonu şaşırtıcı biçimde yumuşaktı. ‘Ne var ki sürekli bilgisizliğimiz, işaretlere, uyarılara ve varoluş trafik lambalarına sorumsuzca uymamamız nedeniyle bunu çabucak tüketir, boşa harcarız; buna rağmen de kendimizi zayıf, her tehlikeye açık ve kaderin elindeki oyuncak sayarız.’ ” Tanrılar Okulu /s:49

“ ‘İnsanların hiçbiri senden farklı değil: Olumsuz duyguların yönlendirmesiyle evrende yitip gitmiş parçacıklar gibi. Suçlamak, şikayet etmek ve bağımlı olmak, hepsinin yaşam öyküsü aynı… her şeye yükledikleri yegane anlam bu kadar! Kedere batmış halde, ölümü ölümle unutmaya çalışıyorlar.’ ” Tanrılar Okulu /s:49

“Dünya tozdur. Öyleyse üfle gitsin.” Tanrılar Okulu /s:60

“Herkes insan zekâsında bir aşamayı doldurur ve daha üstteki aşamaların önündeki bekçidir… Olduğun gibi kalırsan, her karşılaşma senin için bir fırsat, bir adım daha ileriye gidebilmek için ayağını basabileceğin bir basamak olacaktır. Unutursan, kendini yaşamının korkunç karmaşasının içine seni gerisingeri fırlatacak senin dışındaki sanal bir oyunun kapanına sıkışmış bulursun.” Tanrılar Okulu /s:69

“Dreamer, bir keresinde sevgi/korku kutuplaşması üstüne konuşurken, sevgi sözcüğünün gerçek anlamını, Latince karşılığı olan a-mors, yani ‘ölümün olmaması veya ölümsüzlük’ etimolojisiyle bulabileceğimizi açıklamıştı. Aslına bakarsanız, ölümsüz şehir Roma’nın adı da ‘amor’ sözcüğünün tersten yazılmış biçimiydi ve bu bir rastlantı değildi. Roma’ya, kurucusunun ona verdiği adın içine yazılı olarak, ‘ölümsüz’ yazgısı kazınmıştı.” Tanrılar Okulu /s:71

“Beden, ruhun ete bürünmüş halidir. Ruh ne kadar ölümsüzse, beden de o kadar ölümsüzdür.” Tanrılar Okulu /s:73

“Herakles Sütunları, Heraktes’in Cebelitarık Boğazı’nı geçerken diktiği boğazın iki yakasındaki kayalıklardır; dünyanın bilinen en uç sınırıdır.” Tanrılar Okulu /s:75

“Yalan söylemek, gizlenmek, şikayet etmek ve kendi sorumluluklarından kaçmaya yeltenmek, hataya ve bölünmeye düşmüş kişilerin, varoluş nedenini unutan insanların taşıdıkları yara izleridir. İnsanlık doğuştan kendinin olan haktan bir kez vazgeçince ve bütünlüğünü unutunca, sefaletine bir son verebilmek için, bir çare olarak ölümü icat etti. İnsan zor bir iş olan, kendisini, kendi eksikliklerini yenmeye çalışmak yerine, ölmeyi yeğliyor. Oysa ölüm bir çözüm değildir. İnsan, daima bıraktığı yerden yeniden başlar.” Tanrılar Okulu /s:75-76
“Onlar daha başlamadan savaşı kazanıyorlardı. Kazanmak demek, kişinin kendisini yenmesi, şüphelerin, korkuların ve bilgisizliğinin üstesinden gelmesi demekti.” Tanrılar Okulu /s:78

“Düşüncelerin farklı nitelikleri, insanları varoluş merdiveni boyunca dikey olarak farklı düzlemlere yerleştirmektedir.” Tanrılar Okulu /s:82

“ Hep aynı olaylarla karşılaşıyorsun, çünkü sende hiçbir şey değişmiyor. Like attracts like. Benzer benzeri çeker. Cenneti yaşayan cennete, cehennemi yaşayan cehenneme doğru yol alır. Lupelius’un felsefesine göre, bizim varoluş durumlarımız uygun olayları kendine çeker ve bu olaylar, bizim içinde bulunduğumuz aynı durumları yeniden yaşamamıza neden olur. Sadece irade gücü bu kısır döngüyü, hiç sonu gelmeden kendi kendine oynanan bu oyunu durdurabilir ve aynı irade gücü sayesinde insan öz varlığını saran hipnotik çemberi kırabilir.” Tanrılar Okulu /s:83-84

“Düşüncelerimiz, elimizle yazdığımız hatta yolladığımızı bile unuttuğumuz, davetiyeler gibi düşüncelere karşılık gelen olayları kendine çeker. Koşullar, buluşmalar, olaylar, sorunlar ve aksilikler, sürtüşmeler ve başarısızlıklar, yani üstü örtülü bir biçimde kendilerini çağırdığımız tüm istenmeyen konuklarımız, artık onları aklımıza bile getirmediğimiz bir zamanda kapımızı çalarlar. Onların beklenilmeden ve birdenbire olduğunu sanmamızın asıl nedeni, bizim kendi durumlarımıza dikkat etmememizdir. Beklenilmeyen, her zaman uzun bir hazırlık dönemi gereksinir.” Tanrılar Okulu /s:84

“Duygularımızın kalitesi, düşüncelerimizin genişliği, içinde bulunduğumuz andaki ruh halimiz, hayatımızda neyin görünür olacağına, nelerin gerçekleşeceğine ve kendi yaşamımızda başımıza gelecek olayların doğasına karar vermektedir.” Tanrılar Okulu /s:84

“Benlik durumlarını değiştirmek yoluyla, başına gelmesini beklediğin olayları değiştirebilirsin. İşte insan da kendi üstünde çalışarak, düşünme ve hissetme biçimlerini değiştirerek, varlığının zamana bağlı yatay çizgisinde değişimler yaratabilir.” Tanrılar Okulu /s:85

“Lupelius, herkesin elbise dolabında sevmediği ve hiç giymediği bir elbise, bir gömlek ya da herhangi bir giysinin mutlaka olduğunu gözlemiştir. Ne var ki, hiç kimsenin bu kullanılmayı bekleyen giysiyi giymediği halde kaldırıp atmayı göze alamadığını söyler, çünkü bilir ki, zamanını kestiremediği bir gelecekte o kıyafeti giymesini gerektirecek uygun bir ruh hali, farklı bir benlik düzeyi içinde olacaktır. Bunu bilen kendisi değil, öz benliğidir ve ancak kendisini ‘öyle hissettiğinde’, eli o kıyafete ‘uzanacaktır’.” Tanrılar Okulu /s:86

“ Yunanlılara gör trajedinin son hedefi tutkuları arındırmak, ruhu yükseltmekti.” Tanrılar Okulu /s:89

“İnsanın en büyük yanılgısı, dış koşulları değiştirebileceğine ve dünyayı düzeltebileceğine inanmaktır. Hâlbuki ancak kendimizi değiştirebilir, tutumlarımızı farklılaştırabilir, tepkilerimizi düzeltebilir ve hissettiğimiz olumsuz duyguları ifade etmemeye çalışabiliriz. Evren olduğu haliyle mükemmeldir. Değişmesi gereken yalnızca sensin!” Tanrılar Okulu /s:91

“Kendimizi mazur görmek ve haklı çıkarmak, suçu dışımızdaki bir olaya yüklemek, nedenin kendi eksikliklerimizde, durumlarımızda, düşünme, hissetme ve tepki verme şeklimizde olduğunu kabul etmemek, bizim anlamadığımızı gösterir; anlamamak ise, herhangi bir durumda o olayın başımıza tekrar tekrar geleceğinin belirtisidir. Koşullar değişecek, olaylar her seferinde farklı bir maske takarak başımıza gelecek ve biz, her seferinde suçu dışımızda gelişen olaylara yüklemeyi sürdüreceğiz; bu tavrımızla da o olaylardan sonsuza kadar kurtulma şansını kaçırmış olacağız.” Tanrılar Okulu /s:93

“İnsanın dışarıdan alması gereken hiçbir şey yoktur; ne yiyecek, ne bilgi, ne de mutluluk. Kendisi dışında herhangi bir şeye bağımlı olmamak, onun doğuştan gelen hakkıdır. İnsan aklı, iradesi ve kendi ışığıyla içinden beslenebilir.” Tanrılar Okulu /s:94

“The battlefield is the body. Beden savaş alanıdır.” Tanrılar Okulu /s:96

“İnsanların arasında ayrım yaratan… Onların farklı kaderlere ait olmalarını sağlayan şey… Bilinçsizce de olsa, her birinin inançlarının, vurmaya niyetlendiği hedeflerinin farklı niteliğidir.” Tanrılar Okulu /s:107

Dreamer bana, “İnsanın geçmişi, bugünü ve geleceği… kendi yolunda yürürken başından geçen olaylar, koşullar ve deneyimler, kendi inançlarının yansıttığı gölgelerdir; onun varoluşu ve kaderi, kendi yargılarının ve düşkünlüklerinin elle tutulur, gözle görünür hale gelmesidir,” dedi. “ ‘Visibilia ex invisibilibus.’ Algıladığın, gördüğün ve dokunduğun her şey, bir görünmezlikten kaynaklanır. Bir insanın yaşamı, düşlerinin gölgesidir, ilkelerinin ve inandığı her şeyin gözler önüne serilmesidir. Herkes kararlılıkla inandığı şeyin, noktasına virgülüne kadar gerçekleştiğini görmüştür. İnsan daima yaratır. Karşısına çıkan engeller ise insanın kendi sınırlarının, çekişen fikirlerinin ve zayıflığının maddeye dönüşmesidir.” Tanrılar Okulu /s:107

“Once you realize that the world is the projection of yourself, you are free of it.
Dünyanın kendi yansıman olduğunun farkına vardığında, ondan özgür olursun.” Tanrılar Okulu /s:111

“Dreamer beni uyararak, ‘Dünyaya bağımlı kalanlar, varoluşun en alt basamağındaki ökseye tutulur kalırlar. Tüm yaşantın boyunca, hep bağımlı olmanın kökleri olan ‘korkuyla umut’ arasında asılı kalarak, kendin dışındaki… güvencelerin ve gelip geçici mutlulukların peşinde koştun.’ ” Tanrılar Okulu /s:113

“Rialize that the world is in you and not viceversa!
Dünya senin içinde, aksini düşünme!” Tanrılar Okulu /s:114

“Dünyayı yaratanın sen olduğunu ve dışarıdakilerin seni değil, senin onları memnun ettiğini anladığında… Gördüğün, işittiğin ve dokunduğun her şeyin senin yarattığın şeylerin sonucu olduğunu anımsadığında, korkuların da son bulacak…
Dünya çiğnediğin bir sakız parçasıdır, dişlerinin biçimini alır.
Unutma ki, dünya ve diğer insanlar, bizim gerçekte ne olduğumuzun en yalın, en samimi ve en dürüst ifadesidir. Dünya böyledir, çünkü sen böylesin. The world is such because you are such.” Tanrılar Okulu /s:120

“Dreamer, düşüncelerin ve duyguların, kendini uzaktan bile belli eden renklerden ve kokulardan oluşan fiziksel bir doğası olduğunu söyledi.” Tanrılar Okulu /s:122

“İnsanın kendini öldürmesi için, silah ile yiyecek arasındaki tek fark, seçilen yöntemin çabukluğudur!”
Tanrılar Okulu /s:123

“Kendinize bir bakın! Kendinizi titizlikle irdeleyin! Varlığınızın en karanlık köşelerine kadar girin! Her türlü şüphe ve korkunuzu, daha yüreğinizde filizlenmeye başladığı o ilk anda ellerinizle boğun. Gerekirse kendinize karşı zor kullanın. Kendinize mutluluk, huzur ve netlik yükleyin. Dışınızdaki dünyanın koşulları sizi mutsuz edemez, ama sizin mutsuzluğunuz dünyadaki tüm sefaletlerin kaynağını yaratır. Yoksulluk aklın hastalığıdır!” Tanrılar Okulu /s:125

“Sen özünle yeniden bir bütün olduğunda, dünya ebediyen iyileşecektir!” Tanrılar Okulu /s:137

“Antagonist’ten* korkma! Onun korkunç maskesinin altında bizim en büyük yandaşımız ve en sadık hizmetkârımız bulunur.” * Düşman; bir filmin, bir öykünün vs. başkahramanına karşı gelen kötü karakter. Tanrılar Okulu /s:155

“İnsanın inandığının aksine, hiç kimsenin karşısına kendisinden daha büyük, daha üstün bir güç çıkmaz. Antagonist kuvvet de, asla bizden üstün değildir!” Tanrılar Okulu /s:157

“Karşıt olan, bir kırık parçadır. Bütünden kopmuş ve ayrılmış bir kırıntı. Görünen Antagonist, bir hanımefendinin yitirdiği bir bozuk para gibidir ya da çobanın nerede unutup yitirdiğini bilmediği bir koyuna benzer. Bütünlüğünü yeniden bulamayanlar, ruhundan kopan o küçük parçayı getirip yerine koyamayanlar, onu dışarıda kendileri bulacaklardır; ama aynı Antagonist gibi, bu parça da çok daha büyük olacaktır.” Tanrılar Okulu /s:175

“Hem düşletip hem bağımlı olamazsın,” dedi. “Ama hem düşleyip hem de hizmet edebilirsim. Hizmet etmek bağımlı olmak değildir. Hizmet etmek, hem kendi yaşamını, hem de başkalarınınkini yönetmektir. Bu seven kişinin işidir. Yalnızca sevenler hizmet edebilirler. Sevmeyenler ancak bağımlı olabilirler!” Tanrılar Okulu /s:209

“Senin ‘şimdi’ olarak nitelediğin şey, aslında gecikmeli bir yayındır.” Tanrılar Okulu /s:212

“Dream, Dream, Dream... Never stop dreaming. Reality will follow.

Düşle, düşle, düşle... Düş kurmayı asla bırakma. Gerçekler ardından gelecektir.” Tanrılar Okulu /s:438

Korku - Osho



Korku nedir? Öncelikle korku, her zaman bir tür arzuyla ilgilidir. Ünlü bir adam olmak istersin, dünyadaki en ünlü adam; işte o zaman korku vardır. Ya başaramazsan? Korku başlar. Korku, arzunun bir yan ürünüdür. Bir kadına sahip olmak istersin ve yarın onunla olamayacağından, onun başka birine gidebileceğinden korkarsın. Hala hayattadır, gidebilir. Bir mobilyaya sahip olabilirsin, korku yoktur. Ama bir insana sahip olmaya çalıştığında, korku başlar. Korku, sahip olma arzusundan doğar; bir yan üründür; sahip olmak istersin, o yüzden korku başlar. Unutma! Sadece nesnelere sahip olabilirsin, insanlara değil.

Önce, tüm hükümlerini, yargılarını, değerlendirmelerini bir kenara bırak. Korku, gerçekliktir ve bir enerjidir. Yüzleşmek, anlaşılmak zorundadır. Ve sadece anlayışla, dönüştürülebilir. Başka hiçbir şey yapmaya gerek yoktur; anlayış onu dönüştürür.

Onun doğallığını kabul et - doğal olduğunu, kaçınılmaz olduğunu kabul et. O gerçeği kabul et ve devam et. Onu bastırma ya da onun seni engellemesine izin verme. Ona rağmen, ilerlemeye devam et. Titreyeceksin elbette, çünkü korku orada, ama ilerlemeye devam et. Titresen de, devam et.

Yaşarsan, o zaman korkmazsın. Eğer yaşamını doyasıya sürdürürsen, korkmazsın. Yaşamın sunabileceği doruklara ulaşmış, keyfini sürmüşsen, yaşamın coşkulu bir deneyime dönüşmüşse, içinde bir şiiri, bir şarkıyı, bir festivali, bir seremoniyi hissetmişsen ve her anını doyasıya yaşamışsan, zamandan korkmazsın ve tüm korkular kaybolur. Yaşanmamış bir yaşam, ölüme güç verir. Ve doyasıya yaşanmış bir yaşam, ölümün tüm gücünü alır.

Öyleyse ne yapmalı? Daha çok yaşa, daha yoğun yaşa! Tehlikeli yaşa! Bu senin hayatın. Onu, sana öğretilen herhangi bir aptallık için feda etme. Bu senin hayatın, yaşa. Onu, hiçbir şey için feda etme.

Mesaj budur. Ve o zaman korku kalmaz.




*******
Ayrılık kaçınılmaz bir sondur, kimse istemez ama gereklidir. Çünkü hayat olduğu gibidir; olması gerektiği gibi değil.
Hayat öylesine bir gizemdir ki onu kimse anlayamaz ve kim onu anladığını iddia ederse o sadece cahildir. O ne dediğini bilmiyordur, o ne saçmaladığını bilmiyordur. Eğer sen bilge isen anlayacağın ilk şey şudur: Hayat anlaşılamaz.
Ego toplumun yaratmış olduğu ve senin bu sayede oyuncakla oynamaya devam edebildiğin ve asla gerçek şeyi sormadığın bir kandırmacadır.
Sakın unutma, ne zaman karşına bir seçenek çıksa, bilinmeyeni, riskli olan, tehlikeli ve güvencesiz olanı seç. Hiçbir zaman zarara uğramazsın.

İnsanın yeryüzündeki en zayıf hayvan olduğu kabul edilmek zorundadır. Ve onun bütün davranışlarının, bütün aidiyetlerinin, gruplaşmalarının temeli budur. O kendisinden daha büyük bir şeyin parçası olmak zorundadır; ancak o zaman kendisini güvende hisseder.

Bugün, mevcut olan her şeydir; şimdi senin var olduğun, her zaman var olacağın yegâne zamandır. Yaşamak istersen ya şimdi olacaktır ya da asla olmayacaktır.

Topluma mutlak şekilde teslim olmak, bütünüyle onun esiri olmak gerekir. Toplum ancak o zaman yalnızca kölelere, ruhsal olarak intihar etmiş kimselere saygı duyar.

Hayatın hedefi özgürlüktür. Özgürlük olmadan hayatın anlamı yoktur. Özgürlük politik, sosyal ya da ekonomik özgürlük anlamına gelmez. Özgürlük zamandan, zihinden, arzudan özgür olmaktır. Zihnin varolmadığı anda evrenle bir olursun; evren kadar sınırsız ol.

Zihin tıpkı kalabalık gibidir; düşünceler bireylerdir. Ve düşünceler sürekli orada oldukları için sürecin maddi olduğunu düşünüyorsun. Her bir düşünceyi bırak ve en sonunda hiçbir şey kalmaz. Zihin diye bir şey yoktur, sadece düşünce vardır.

Toplumun stratejisi sizi birbirine düşman iki kampa bölmektir. İçinde hem Yunanların Zorbası, hem Buda’nın Gautama’sı yaşar. Biri maddiyatçıdır, diğeri tinselliğe önem verir. Gerçeklikte bölünmüş değilsin. Gerçeklikte sen ahenk içerisindeki bir bütünsün. Ama bir bütün olmadığını düşünmeye şartlandırılmışsındır. Ve eğer tinsel bir varlık olmak istersen, bedeninle savaşman gerektiği öğretilmiştir. Bedenini fethetmek, onu yenmek, yok etmek… Mümkün olan her yöntemle ona işkence etmen gerekir.
Ben senin hem Zorba hem de Gautama olmanı isterim, ama aynı anda. Birinden birini seçmen gerekmez. Zorba dünyayı temsil eder; tüm çiçekleri, yeşillikleri, dağları, ırmakları ve okyanuslarıyla… Buda ise gökyüzünü temsil eder; tüm yıldızları, bulutları ve gökkuşaklarıyla… Dünya olmadığında gökyüzünün bir anlamı olmaz. Gökyüzü dünya olmadan gülemez. Gökyüzü olmadığında dünya ölü olur. İkisini bir araya getirin, orada varlığın dansı başlar. Dünya ve gökyüzü birlikte dans eder, ve orada bir kahkaha oluşur. Neşe vardır, kutlama vardır.
Bazen gökyüzünde siyah bulutlar olur;gökyüzü bu siyah bulutlar yüzünden değişmez.Ve bazen beyaz bulutlarda olur ve gökyüzü bu beyaz bulutlar yüzünden de değişmez.Bulutlar gelirler ve giderler gökyüzü baki kalır.Sen gökyüzüsün ve düşüncelerde bulutlardır.Eğer düşüncelerini titizlikle izlersen,eğer onları kaçırmazsan,eğer onlara doğrudan bakarsan ilk şey bunu anlamak olacaktır ve bu çok büyük bir anlayıştır.Bu senin aydınlanmanın başlangıcıdır.Artık sen uykuda değilsin,artık gelip giden bulutlarla özdeş değilsin,artık sonsuza dek baki kalacağını biliyorsun.tüm kaygı yok olur.

Aşk öyle derin bir ihtiyaçtır ki onsuz yaşayamazsınız;ya kendisi ya da yedeğini ararsınız.Yedek sahte olabilir ama en azından bir süreliğine aşık olduğunuz hissine kapılabilirsin.Sahtesi bile keyiflidir.Eninde sonunda sahte olduğunun farkına varırsın;o zaman sahte aşkı gerçeğine dönüştüremezsin o zaman sevgili değiştirirsin.İki olasılık var;bu aşkın sahte olduğunu anladığında kendini değiştirebilirsin,sahte aşkı bırakıp gerçek bir aşığa dönüşebilirsin.Diğer olasılık ise sevgilini değiştirmektir.Aklın seçtiği yol budur.

İnsanlar tekrar tekrar mutsuzluklarını anlatıp duruyorlar.Hatta abartıyorlar bile,süslüyorlar,büyütüyorlar.Olduğundan daha kötüymüş gibi gösteriyorlar.Neden? Riske atacak hiçbir şeyin yok.Ama insanlar bilinene tanıdık olana yapışıp kalıyorlar.Tek bildikleri mutsuzluk bu onların hayatı.Kaybedecek bir şey yok ama kaybetmekten de çok korkuyorlar.

Hayat küçük şeylerden oluşur. Eğer sen seversen büyük olurlar.

Zekâ elde edilen bir şey değildir, o doğuştandır, o öze aittir, o hayatın yapıtaşıdır.

Basit olan ego için cazip değildir, basit olan egonun ölümü demektir.

Birisinin hatası için kendini cezalandırmak aptalcadır.
Kendi deneyimine dayalı olmayan her şeyi sadece bir varsayım olarak kabul et.

Dünya bir gök kuşağı, zihin bir prizma ve varlık ise beyaz bir ışındır.
Ego bir buzdağıdır. Onu erit. Onu derin sevginin içinde erit, böylelikle o kaybolsun ve sen okyanusun parçası haline gel.
Sev ve daha derinden sev. Acı çek ve daha derinden acı çek. Tümüyle sev ve tümüyle acı çek. Çünkü saf olmayan altın, bu yolla ateşten geçerek saf altına dönüşür.
Unutma, kafa bir köle olarak çok güzel bir köledir. Çok işine yarar. Ama bir sahip olarak tehlikelidir ve bütün hayatını zehirler.

Gerçek disipline sahip bir adam asla biriktirmez; her an öğrendiği şeyin öldüğünü hisseder ve tekrar cahil olur. Bu cahillik ışık saçar.

Hiçbir şeyi ayıplama. Aksine, onu kullan. Herhangi bir şeye karşı olma. Nasıl kullanılabileceğinin ve dönüştürülebileceğinin yollarını ara.

Zeki bir insan risk alır. O alttan alacağına ölmeye razıdır. Elbette gereksiz şeyler için kavga etmeyecektir, o öze ilişkin olmayan şeyler için kavga etmeyecektir ancak esas şeyler söz konusu olduğunda boyun eğmeyecektir.
İnsan anlamaya çalışacağına baskı kurar, ilişki kuracağına manipüle eder çünkü birisiyle ilişki kurmak büyük bir anlayış gerektirir.
Ve sana söylüyorum; gidecek hiçbir yol yok. Her şey bu anda. Bütün varoluş, bu anda toplanmıştır. Bu anın içine sığar. Bütün varoluş, yaşadığın anda akmaktadır. Hepsi bu.
Yaratıcılık varoluştaki en büyük isyandır. Eğer yaratmak istiyorsan, bütün şartlanmalardan kurtulmak zorundasın. Aksi halde yaratıcılığın kopya çekmekten başka bir işe yaramaz.

Geçmiş insanda bir bölünme yarattı. Her insanın içinde sürekli devam eden bir sivil savaş vardır. Eğer huzurlu hissetmiyorsan, bunun sebebi kişisel değildir. Hastalık toplumsaldır.

Osho